Teosofi

Brahma'nın Günleri ve Geceleri

Brahma'nın Günleri ve Geceleri

Evrenin görünmesi ve kaybolması, "Büyük Nefes"in soluyup geri çekilmesi olarak resmedilir. Bu Nefes ebedidir ve Hareket olarak Mutlak'ın üç veçhesinden biridir; diğer ikisi Soyut Uzay ve Süre'dir. "Büyük Nefes" dışarı verildiğinde İlahi Nefes adını alır ve adeta Kozmos haline gelen bir düşünceyi dışarı soluyan Bilinemez İlah'ın, yani Tek Varlık'ın nefesi olarak görülür (bkz. Peçesiz İsis). İlahi Nefes yeniden içe çekildiğinde ise Evren, o zaman "görünmez cübbelerine sarınmış" halde uyuyan "Büyük Ana"nın bağrında kaybolur.

— H. P. Blavatsky, Gizli Öğreti, Cilt I, s. 43

H. P. Blavatsky bu imgeyi, Vişnu Purana gibi kadim Hindu kutsal metinlerinden alıntıladığı ve kozmik Günler ile Geceleri Brahma'nın nefes verişleri ve alışları olarak anlatan pasajları betimlemek için kullanıyordu.1 Brahma, kozmik Üst Ruh'un ya da Brahman'ın bireyselleşmiş bir yönü olarak tanımlanabilir: herhangi bir kozmik birimin, ister bizimki gibi bir güneş sistemi, ister ondan daha büyük ya da daha küçük bir birey olsun, bireysel kök ilahı. Dolayısıyla Brahma, ebediyen süren dönemsel tezahür döngülerinde doğanın canlandırıcı ve genişleyen bilincidir. Bu bakımdan kozmosun gölge ya da madde yanı olan Mulaprakriti'den, daha doğrusu Pradhana denen kök-doğadan gerçekten ayrıdır.

Genel olarak Brahma kozmik ilahtır; ancak bu kelime modern Teosofik yazılarda, bir gezegen zincirinin2 yedi ilkesini oluşturan, başka bir deyişle tezahür ettiren varlığı belirtmek için de kullanılır. Böyle bir gezegen zincirinin her küresi (ve daha büyük ölçekte aynısı bütün güneş sistemi için geçerlidir) yalnızca zincirin Brahma'sının ilkelerinden birine karşılık gelmekle kalmaz, aynı zamanda bir odak ya da "düğüm" noktasıdır: Brahma'nın bilincinin yerelleştiği yer.

Tam da aynı şekilde insanın yedi katlı yapısında da, içindeki tanrıdan kaynaklanan bilincin yerelleşip çalıştığı farklı düğümler ya da merkezler vardır. Aslında Manvantara'daki etkinlik dönemlerinde, yani bu durumda insanın enkarnasyonları sırasında, içsel tanrı insanın Brahma'sıdır.

Manvantarik tezahürde bir güneş sisteminin (ve aynı şekilde bir gezegen zincirinin) her ortaya çıkışı, onun Brahma'sının ya da kozmik ilahının bir nefes verişidir. Benzer biçimde aynı Brahma'nın her nefes alışı onun Pralaya'sı, yani dinlenme dönemidir ve tezahür eden varlığın daha yüksek düzlemlere doğru kaybolması anlamına gelir. İnsan için de durum aynıdır. Yeryüzünde bedenlendiğinde, spiritten başlayıp bütün düzlemlerden geçerek fiziksel bedene ulaşana dek aşağı inen bir ışık sütunu gibidir. Öldüğünde ve yapısı çözüldüğünde, bu ışık sütunu yeniden spiritüel âlemlere ulaşana kadar yavaş yavaş aşağıdan yukarıya doğru çekilir; bu da onun alt kozmik düzlemlerden kaybolması demektir.

Pralaya

Pralaya, "çözülmek" anlamındaki li kökü ile "uzağa" anlamındaki pra önekinden gelir. Büyüklüğü ne olursa olsun, iki Manvantara ya da yaşam döngüsü arasındaki dinlenme veya duraklama halini genel olarak anlatan bir terimdir. Büyük Pralayalar ya da Mahapralayalar sırasında farklılaşmış her birey ya da birim fenomenal evrenden kaybolur ve sonsuz Süre boyunca dönemsel olarak doğanın bütün fenomenal tezahürlerini doğuran numenal (görünüşlerin ardındaki gerçek) öze geri döner.

O halde Pralaya, görünenin görünmeyene, çok türlü olanın türdeş olana çözülmesidir. Başka bir deyişle nesnel evren, temelindeki ilk ve ebediyen üretken nedenine geri döner; bir sonraki kozmik şafakta, eski evrenin karmik meyvesi (eski "benliği") olan yeni bir evren olarak yeniden ortaya çıkmak üzere. Sonlu zihinlerimiz için Pralaya bir yokluk hali gibidir; bu, alt eterik ve maddi düzlemlerdeki bütün varoluşlar ve varlıklar için de geçerlidir.

Bir güneş sistemi, güneş Pralaya'sının sonunda kozmik gizlilik halinden çıkıp spiritten maddeye doğru tezahür etmeye başladığında, bu o kozmik bireyin ya da Brahma'nın nefes verişidir. Benzer şekilde güneş Manvantara'sı sona erdiğinde güneş sisteminin bütün parçaları ve bölümleri yavaş yavaş alt düzlemlerden kaybolur ve sırayla spiritüel âlemlere çekilir; ardından o kozmik bireyin nefes alışı olan güneş Pralaya'sı gelir. Daha önce gezegen zincirleriyle birlikte bir güneşin bulunduğu yerde, yıldızlarla dolu uzayın uçsuz bucaksız âlemlerinde artık yalnızca yıldızların arasında var olan ve bize "boş" gibi görünen kozmik esiri (aether) görürdük.

Sistol ve Diyastol

Pralaya ve Manvantara, bir kozmosun sistolü ve diyastolünün başka adlarıdır. Sistol (kalp kasının kasılması), var olan her şeyin toplanması, içe çekilmesi, ortadan kaybolmasıdır. Diyastol (kalp kasının gevşemesi) ise bunun tersidir: Genişleyen varlığın düzlemlerinin, Spiritüel düzeyden en kaba maddeye kadar kozmik yaşam merdiveni boyunca dışarı verilmesi ya da tezahür etmesidir; bu varlık bir güneş, bir gezegen zinciri, hatta bir galaksi olabilir. Sistol ve diyastol, güneş kalbinin nabzını temsil eden güneş lekesi dönemleri için de kullanılır.

Herhangi bir düzlemde tezahür etmiş bir varlık Pralaya'ya girdiğinde, o düzlemde bıraktığı yaşam atomları Pralaya sürdükçe derin bir uyku halinde kalır. Bilimin bugün boş uzay saydığı şey, gerçekte Pralaya halindeki kozmik esirdir. Yanlış olarak "boş" denen bu uzayın her parçası, ezelden beri tezahür eden varlıkların ortaya çıktığı bir alan olmuştur ve geleceğin sonsuzluğunda da öyle olacaktır.

Esir ve Eter

Esir (aether)3 asla eterle karıştırılmamalıdır. İnsanın Spiritüel ruhu astral bedeninden ne kadar farklıysa, bu ikisi de öz ve anlam bakımından o kadar farklıdır. Esir, Sanskritçedeki Akaşa terimiyle neredeyse aynıdır; ikisi de Anima Mundi'nin4 en yüksek katlarıdır. Eter ise esirin en kaba ya da fiziksel yönüdür ve çoğu zaman astral ışık ile, yani Anima Mundi'nin ya da (aynı anlama gelmek üzere) esirin tortusuyla eş anlamlı kullanılabilir. İnsanın aurik yumurtası (insanı saran ve tüm ilkelerini içeren yumurta biçimli aura) söz konusu olduğunda, onun en yüksek kısmı da saf Akaşa, esir ya da Spiritüel ruhtur; astral ve fiziksel kısımlarında ise eter ile alt astral maddeye karşılık gelen Linga-Şarira (astral model beden) bulunur. Fiziksel beden bunların tortusu ya da çökeltisidir.

Manvantara sırasında hem içe hem dışa doğru işleyen kuvvetler sayesinde kozmik bir varlık sınırsız Uzay'ın farklı düzlemlerinde tezahür eder. Pralaya sırasında aynı varlık bu düzlemlerden kaybolur ve onun yüksek ilkeleri tasavvur edilemez bir Nirvanik mutluluk içinde bulunur. Yaşayan ve ölümden sonra da varoluşunu sürdüren insan için de durum, elbette çok daha küçük bir ölçekte, aynıdır.

Nirvana ve Paranirvana

Nirvana5, saf kozmik Varlık içinde tam ve engelsiz bir bilinç halidir; insanüstü bilgiye, saflığa ve spiritüel aydınlanmaya ulaşmış olanların yüce kaderidir. Gerçekte bu, spiritüel Benlik ile, en yüksek Benlik ile kişisel-bireysel birleşmedir. Nirvana aynı zamanda, küçük Manvantaralar ya da bir gezegen zincirinin turları arasındaki dönemlerde ilgili Monadik varlıkların içinde bulunduğu haldir. Daha da önemlisi, yedi turluk her dönemin, yani bir Brahma Günü'nün sonu ile gezegen zincirinin bir sonraki Günü ya da yeni kalpası (kozmik çağ) arasındaki haldir.

Nirvana'nın farklı dereceleri vardır; bunlardan biri o kadar yüksektir ki evrenimizin kozmik hiyerarşisinin bugünkü durumunu zahmetsizce kapsar. Nirvana, farklılaşmış maddenin kaybolma noktası olarak da adlandırılmıştır. Saf Nirvanik hal, "ruhun Parabrahman'daki laya'sıdır6, Parabrahman ile özdeşleşmedir"; Spirit'in, bu Manvantarik döngüde evrenimizin tezahür eden düzlemleriyle hiçbir değiştirici ilişkisi bulunmayan ideal Varlık'ın soyutluğuna geri dönüşünü belirtir.

Paranirvana, "Nirvana'nın ötesi" demektir ve kozmik dinlenme ya da Mahapralaya dönemidir: Brahma'nın Büyük Gecesi, güneş sisteminin Manvantara'sı olan Saurya Manvantara'nın sonunda ortaya çıkan hal.7 Nasıl ki insan, varlığının kökü olan ilahi Monad ile öz bilinçli bir birliğe erişerek Nirvana'ya ulaşabiliyorsa, güneş sistemi ve içindeki bütün öz bilinçli varlıklar da Saurya Manvantara'nın sonunda galaktik evrenin hiyerarşisiyle buna tamamen benzer, fakat çok daha yüksek bir birliğe ulaşır. Bunu güneş sisteminin Paranirvana'sı olarak tanımlayabiliriz.

Yine, evrensel güneş sistemi Manvantarik sonuna ulaşıp Maha-Saurya Pralaya başladığında, üç Dhatu (Budist kozmolojisindeki üç âlem: arzu, biçim ve biçimsizlik âlemleri), yani herhangi bir güneş sistemini ve herhangi bir evrensel güneş sistemini yapısal birlikleri içinde oluşturan genel kozmik düzlem grupları, sonbahar rüzgârında kurumuş bir yaprak gibi yok olup gider; geriye boşluğun "doluluğu"ndan başka bir şey kalmaz.

Evrende tezahür eden her varlık bir bilinç ya da Monad'dır. Güneşimiz de bir güneş Monadı'dır; yüksek kısımlarında ilahi bir varlıktır. Benzer şekilde her gezegen zinciri bir bireydir; spiritüel bakımdan bir güneşten biraz daha aşağıda olsa da yine de kozmik bir bireydir. Her atom da tezahürü süresince bedenlenmiş bir bireydir: Kalbinde bir tanrı, yapısının ara kısmında bir yaşam-atomu, bedeninde ise bir kimyasal atomdur.

Dipnotlar

  1. Peçesiz İsis, Cilt II, s. 264–265; Gizli Öğreti, Cilt I, s. 368–378. Brahma, nötr Brahman kelimesinin eril ya da kişileştirilmiş biçimidir ("genişlemek, büyümek, meyve vermek" anlamındaki brih kökünden gelir) ve "Brahma Yumurtası" denen güneş sistemi gibi herhangi bir kozmik birimin spiritüel olarak evrimleşen enerji-bilincini temsil eder. ↩

  2. Bir gezegen zinciri yedi (ya da on iki) ilkeden veya küreden oluşur; bunlardan yalnızca biri bu düzlemde bize görünür. ↩

  3. Mitolojide (Yunanca aither) tanrıların soluduğu hava olarak geçer. ↩

  4. Anima Mundi, "dünya ruhu" anlamına gelen Latince bir terimdir. Fikir Platon'la ortaya çıkmıştır ve Yeni Platoncu sistemlerin çoğunun önemli bir parçasıdır. Platon'un ifadesiyle: "Bu dünya gerçekten de ruh ve akılla donatılmış canlı bir varlıktır... doğaları gereği birbiriyle bağlantılı olan bütün diğer canlı varlıkları içeren tek bir görünür canlı varlıktır." H. P. Blavatsky bu terimi Alaya ile eş anlamlı kullanmıştır: Anima Mundi, Kuzey Budistlerinin Alaya'sıyla aynı olan "Dünyanın Ruhu"dur; en küçük madde atomundan insana ve tanrıya kadar her şeye nüfuz eden, can veren ve bilgi veren ilahi özdür. Bir anlamda Gizli Öğreti'deki kıtaların "yedi tenli anası", yani duyarlılığın, bilincin ve farklılaşmanın yedi düzleminin, ahlaki ve fiziksel düzlemin özüdür. En yüksek veçhesinde Nirvana, en alt veçhesinde ise Astral Işık'tır. Gnostikler, ilk Hristiyanlar ve Nasıralılar için bu kavram dişildi; onu yalnızca dört alt düzlemde ele alan öteki mezhep ise çift cinsiyetli saydı. Her insan ruhunun Anima Mundi'den ayrılarak doğduğu söylendiğinde, ezoterik olarak bu, yüksek Egolarımızın O'nunla özdeş bir öze sahip olduğu, yani hakkında hiçbir şey bilinmeyen Evrensel Mutlak'ın bir ışıması olduğu anlamına gelir. Alaya, "ikamet etmek, yurt" anlamına gelen Sanskritçe bir kelimedir. Yogaçara Budizm okulunda genellikle vijnana (bilinç) kelimesiyle birlikte alayavijnana ("depo bilinç") biçiminde kullanılır. Teosofi'de altıncı evrensel ilkeye, evrensel ruha işaret eder ve her şeyin temeli olan Evrensel Ruh olarak kabul edilir. Kozmik düzlemler sıralamasında Alaya, en alttaki düzlemden yukarı doğru sayıldığında altıncıdır; ancak aynı zamanda karşılık gelen Prakritik (fiziksel) düzlemlere de yansır. İnsanda Buddhi, Alaya'nın bir ışını olarak kabul edilir. ↩

  5. Nirvana, Sanskritçe bileşik bir kelimedir. Nir, "dışarı, uzağa" anlamına gelen bir önektir; vana ise "üflemek" anlamındaki va fiil kökünün geçmiş zaman ortacıdır. Kelime tam anlamıyla "sönmüş" demektir. Bu kadim Hint kavramının önemi öylesine yanlış anlaşılmıştır ki Avrupalı bilim insanları uzun yıllar boyunca bu halde bireyin varlığının tümüyle ortadan kalkıp kalkmadığını ya da bütünlüğünü sürdürüp sürdürmediğini tartışmışlardır. ↩

  6. Laya, belirli bir şeyi ya da bir düzlemi değil, bir durumu belirtir. Sanskritçe bir terimdir ve farklılaşmamış, değişmez bir haldeki bir şey fikrini, yani bütün farklılaşmanın sona erdiği sıfır noktasını anlatır. (H. P. Blavatsky, Collected Writings, Cilt X.) ↩

  7. Sanskrit literatüründe adı geçen çeşitli Manvantara ve Pralaya türleri arasındaki farklar hakkında sık sık soru sorulur. Pralaya türleri şunlardır: (1) Prakritika Pralaya, (2) Saurya Pralaya, (3) Bhaumika Pralaya, (4) Pauruşa Pralaya, (5) Nitya Pralaya. Aynı terimler, karşılık gelen Manvantaralar için de kullanılabilir. Prakritika Pralaya, evrensel güneş sisteminin çözülmesidir; tezahür eden varoluşun bütün Prakriti'lerinin, yani kozmosun (bizim güneş evrenimizin) dünyalarının ya da düzlemlerinin iç düzlemlere geçmesi demektir. Hristiyanların "dünyanın sonu" dediği şey muhtemelen budur. Saurya Pralaya, güneşe ya da Surya'ya işaret eder (saurya bu kelimeden türeyen sıfattır); kendi güneş zincirimizin ölümü ve güneş sistemimizin dağılması anlamına gelir, ama evrensel güneş sistemimizin Pralaya'sı demek değildir. Bhaumika Pralaya, dünyamız olan Bhumi'nin ölümü, yani yaşam dönemini tamamladığında dünya gezegen zincirimizin çözülmesidir. Pauruşa Pralaya ("insan" anlamındaki Puruşa'dan), seyrek kullanılan bir terimdir ve basitçe bir insanın ölümünü anlatır. Nitya Pralaya, çevremizde kesintisiz süren değişim, yani sürekli parçalanma ya da çözülme anlamına gelir. Değişim, herhangi bir varlığın ya da şeyin bir halinin ölümüdür; bunu hemen, karmik olarak onu izleyen yeni bir hal ya da koşul izler. Yılın dönen mevsimleri böylece dönemsel ve bitmeyen değişiklikler getirir; her canlı bedendeki atomlar, moleküller ve hücreler sürekli değişim içindedir. Yaşamın bütün bu olguları Nitya terimi altında toplanır. ↩