Teosofi

Vejetaryenlik ve Teosofi

Vejetaryenlik ve Teosofi

Çoğumuz bilinçsizce yemek yeriz. Brokoliye isteksizliğimiz ya da çikolataya tutkumuz dışında neyi neden yediğimizin pek farkında değilizdir. Genellikle kültürümüzün geleneklerini izleriz. Bu yüzden Batı ülkelerinin çoğunda at, köpek ve solucan yenmez, ama başka ülkelerde yenir. Yahudiler ve Müslümanlar domuz eti yemez; Hindular yumurta yemez; Pisagorcular fasulye yemez.

Bir şeyi neden yaptığımızı bilmeden yapmak, ancak yarı bilinçli, dolayısıyla ancak kısmen insan olmak demektir. Büyük öğretmenlerden biri, onlar için niyetin her şey olduğunu söylemiştir. Ne yaptığımızı anlamak için onu neden yaptığımızı bilmeliyiz. Bu, hayattaki her şey için geçerlidir; yemek yemek gibi önemsiz görünebilecek bir şey için bile.

Neden Vejetaryenlik?

Vejetaryenlerin et yememek için farklı nedenleri vardır. Kimi sağlık kaygısıyla hareket eder, kimi Dünya'nın ekolojisini düşünür, kimi de vejetaryenliği spiritüel bir uygulamanın parçası olarak benimser. Birçok vejetaryen ise bu beslenme biçimini etik ya da felsefi nedenlerle seçer. Nedeni ne olursa olsun, yolda ilerleyen kimseye bu konuda baskı yapılamaz. Yine de spiritüel yolda ilerleyen pek çok kişi vejetaryendir ve kadim bilgeliğin ilkeleri bu yaşam biçimini destekler.

Teosofi, tüm yaşamın birbirine bağlı olduğunu öğretir. Bütüncülüğe ve ekolojiye duyulan bugünkü ilgiden çok önce Bilgelik Geleneği, bütün canlılar arasında, her şeyin kendisinden doğduğu aşkın Birliği yansıtan bir ilişkiler ağına işaret etmiştir. Nihai birliğe dair bu görüş, kadim bilgeliğin insanlığın evrensel kardeşliğini uğruna çabalanacak bir ideal olarak değil, doğanın bir gerçeği olarak kabul etmesinden kaynaklanır. Birbirimizle ve bütün canlılarla birliğimizi kabul ettiğimizde, yeryüzünü ve onun cömertliğini insanın sömürüsüne açık bir mal olarak değil, özenle, sağduyuyla ve şefkatle kullanılması gereken bir emanet olarak görürüz.

Temel Teosofi öğretilerinden bir diğeri, fiziksel formla birlikte bilincin ve spiritüel farkındalığın da evrimleştiğidir. Biz, fiziksel yapı bakımından bize yakınlığı açık olan hayvanlar âleminden, özellikle de diğer memelilerden evrimleştik. Bize benzeyen canlılara zarar vermeme isteği, onlarla akrabalığımızı fark etmemizden doğal olarak doğar. Hayvanların bizimle akraba olduğunu ve bize benzediğini bildiğimizde, filozof Jeremy Bentham'ın ifadesiyle soru şu olur: "Mesele, akıl yürütebilirler mi ya da konuşabilirler mi değil; acı çekebilirler mi?"

Dünyada Vejetaryenlik

Bazı dinî gruplar üyelerine etsiz beslenmeyi şart koşar ya da tavsiye eder. Hristiyanlıkta bu gruplar, Roma Katolik Kilisesi'nin Trappist keşişlerinden Protestan Yedinci Gün Adventistlerine kadar uzanır. Belirli dönemlerde etten uzak durmaya, örneğin Hristiyanlıktaki Büyük Perhiz'e (Paskalya öncesindeki oruç ve perhiz dönemi), başka inançlarda da rastlanır.

Bazı dinler, özellikle Hinduizm, Budizm ve Jainizm gibi Doğu dinleri, vejetaryenliğe o kadar önem verir ki bu neredeyse inançlarının bir ilkesi sayılabilir. Bu dinlerde vejetaryenliğin dayanağı ahimsa kavramıdır. Sanskritçe olan bu kelime "zarar vermeme" anlamına gelir, ama uygulamada çok daha fazlasını ifade eder. Ahimsa, dinlerdeki "Öldürmeyeceksin" buyruğunun ve başkalarına (burada hayvanlara) kendimize davranılmasını istediğimiz gibi davranmayı öğütleyen Altın Kural'ın Doğu'daki karşılığıdır. Albert Schweitzer'in "yaşama saygı" ilkesini de doğrular.

Birçok din ayrıca fiziksel bedenin, sağlığını ve esenliğini korumakla yükümlü olduğumuz "yaşayan Tanrı'nın tapınağı" olarak kutsallığını vurgular. Zorlu olabilecek bir spiritüel yolu izlemek istiyorsak güçlü ve sağlıklı bir bedene özellikle ihtiyacımız vardır. Duygusal, zihinsel ve spiritüel sağlığın eksiksiz olması için fiziksel sağlık gereklidir; çünkü biz, her yönü diğerlerini etkileyen bir bütünüz. Kadim düstur "mens sana in corpore sano" (sağlam kafa sağlam vücutta bulunur), etkin bir hizmet yaşamının ön koşuludur.

Bilim ve Vejetaryenlik

İyi planlanmış bir vejetaryen beslenmenin sağlıklı olduğunu gösteren önemli bilimsel kanıtlar vardır. Damar sertliği, yüksek tansiyon, kalp ve damar hastalıkları ve bazı kanser türlerinin vejetaryen toplumlarda daha az görüldüğü sıkça belirtilmektedir. Çiftlik hayvanlarının yetiştirilmesinde antibiyotiklerin, büyüme uyarıcılarının ve başka ilaçların kullanılması, hayvan dokusunda zehirli tarım ilacı kalıntılarının birikmesi ve modern endüstriyel tarımın yoğun üretim yöntemlerinden kaynaklanan hastalıkların bulaşması da etten uzak durmak için başka nedenlerdir. Vejetaryenler genellikle beslenmeyle en azından biraz ilgilendiğinden, et menüden çıkınca genel beslenme tercihleri de çoğunlukla iyileşir.

"Ne yersen osun" sözü fiziksel düzeyde olduğu kadar duygusal düzeyde de geçerlidir. Yoga geleneğinde et, rajasik yani uyarıcı bir besin sayılır (Hint felsefesindeki üç niteliğe, gunalara göre rajas hareketlilik, tutku ve huzursuzluk niteliğidir) ve saldırganlığı ya da sinirliliği artırma eğilimindedir. Hindistan Cumhuriyeti'nin ilk cumhurbaşkanı Dr. Rajendra Prasad'a göre "Yiyeceklerimiz ve yeme alışkanlıklarımız, çevremizi ve hayata genel bakışımızı önemli ölçüde belirler." Prasad'ın yol göstericisi Mahatma Gandhi ise tutkularımızı denetlemek istiyorsak önce damak zevkimizi denetlememiz gerektiğini söylemiştir.

Hayvancılığın toprağı ve kaynakları savurganca kullanması dünyadaki açlığa da katkıda bulunur. Bitkisel besinleri hayvanlara yedirip ete dönüştürmek yerine doğrudan insanları beslemek için kullanmak, dünyanın geniş bölgelerini saran açlığın giderilmesinde önemli bir yol kat edilmesini sağlayabilir. Et yemenin geniş kapsamlı ekonomik ve ekolojik sonuçları vardır.

Vejetaryenliği Uygulamak

Shelley'den Shaw'a, Tolstoy'dan Tagore'a, Herodot ve Pisagor'dan Emerson ve Thoreau'ya uzanan ünlü vejetaryenler listesi etkileyici olsa da et yiyip yememe kararı son derece kişiseldir. Her bireyin kendine özgü yetenekleri olduğu gibi farklı öncelikleri de vardır ve Teosofi'nin sunduğu fikirlerin bazılarını ötekilerden daha anlamlı bulabilir.

Vejetaryenliğin de çeşitli biçimleri vardır. Bazıları yalnızca kırmızı etten kaçınır; bazıları et yemez ama süt ürünleri ve yumurta tüketir (lakto-ovo vejetaryenler); bazıları, özellikle Hintli vejetaryenler, süt ürünleri tüketir ama yumurta tüketmez; bazıları hiçbir hayvansal ürün tüketmez (veganlar); birkaçı da yalnızca bitkinin kendisini yok etmeden alınabilen ürünleri, yani meyveleri, tohumları ve benzerlerini yer (meyveciler). Hangi vejetaryen beslenme türünün seçileceği, kişisel yargı ve vicdan meselesidir. En önemlisi, herkesin konuyu dikkatle düşünüp bilinçli bir karara varmasıdır.

Bununla birlikte vejetaryen felsefeyle uyum içinde hissedenler, bugün bunu uygulamanın birkaç yıl öncesine göre çok daha kolay olduğunu göreceklerdir. Yalnızca Amerika Birleşik Devletleri'nde etten vazgeçmiş 10 milyon kişi olduğu tahmin edilmektedir. Gurme vejetaryen yemek kitapları da dahil olmak üzere bu konuda zengin bir literatür vardır. Birçok yerde vejetaryen restoranlar ve yemek kursları bulunur, marketlerin çoğunda artık vejetaryen seçenekler satılır ve deneyimli vejetaryenler genellikle yeni başlayanlara yardım etmeye isteklidir.

Vejetaryenliği benimseyenler onu genellikle ekonomi, ekoloji, sağlık ve lezzet açısından çekici bulurlar. Belki ahimsa uygulamasını bu şekilde genişletme yönündeki içsel bir dürtüyü izlemek, onların biraz daha huzurlu olmasına da yardımcı olur. Ekofilozof Richard Heinberg'in sözleriyle:

"Sanayileşmiş bir ülkede yaşayan herkesin hem doğal çevreye yarar sağlamak hem de dünya nüfusunun uzun vadeli esenliğine hizmet etmek için atabileceği en etkili ve pratik adımlardan biri, daha az et yemektir."