Bugünkü yaşam tarzımız, "mutlu" olduğumuz zamanlarda bile çoğu kez bizi doyurmaz, huzur vermez. Bazen kendimizi boşlukta hisseder ve doyumu kendi dışımızda ararız. Bu içsel boşluğu bir bedel karşılığında hemen giderivermeyi vaat edenler de her zaman hazırdır.
İnsanlık "istemek ve elde etmek" ile o kadar meşgul ki şu soruyu gözden kaçırmış gibiyiz: Biz kimiz ve neden buradayız?
Sizi zamansız kavramlarla ilgili bazı önemli sorular ve yorumlar üzerine düşünmeye davet ediyoruz. Bu fikirler günlük yaşamınıza uygulanabilir ve size insanın durumu ve amacı hakkında yeni bir düşünme biçimi kazandırabilir.
Kendi hakikatinizi aramak kişisel bir yolculuktur, ama bu arayışta yalnız değilsiniz. Her gün bu dünyada yaşamak, bir şeylere katılmak ve başkalarıyla ilişki kurmak zorundayız; ancak bu süreçte içimizdeki bir parça çoğu zaman beslenmeden kalır. Kendimizi başkalarıyla kıyaslamak ve başarımızı parayla ölçmek kolaydır. Oysa daha zengin olsak, daha çok mal ve güce sahip olsak bile, içimizdeki bir boşluğu fark ettiğimiz anlar olur.
Dış kazançtan çok içsel doyuma yönelen bir yaşam biçimi vardır. Kendini keşfetmeyi ve öz farkındalığı teşvik eden öğretiler her zaman var olmuştur. Doğru bir gelişimle bizi boğmakla tehdit eden düşüncelerimizi ve duygularımızı yatıştırabilir, gerçek özümüz olan bilincin derin çekirdeğini hissetmeye başlayabiliriz.
Sezgi, anlayış, iç görü, sevgi, şefkat ve yaratıcılık gibi yüksek güçlerimizi uyandırmak, potansiyelimizi fark etmeye başlamak ve tam anlamıyla insan olmanın ne demek olduğunu öğrenmek mümkündür.
Bu yaşam biçimi, hem herkesle olan birliğimizin farkında olarak hem de düşüncelerimizin, sözlerimizin ve eylemlerimizin kesin sonuçları olduğunu bilerek hareket etmemize yardımcı olur. Bu ilkeyi bugün, insanlığın aldığı kararların gezegenin ekolojisi üzerindeki etkilerinde çok açık biçimde görebiliyoruz.
Düşüncelerim ve Sözlerim Hayatımı Nasıl Etkiliyor?
İnsanın seçme özgürlüğüne sahip olduğu genel olarak kabul edilir. Ne düşüneceğimizi sürekli olarak biz seçeriz ve ne düşündüğümüzün farkına vardığımızda, bunun sağlığımız ve hayatımızdaki olayların örüntüsü üzerindeki etkisini görebiliriz.
Düşünce, zincirin güçlü ilk halkasıdır. Sesin gücünü ince (süptil) düzeylerde incelediğimizde, düşünürken bir düşünce formu ürettiğimizi anlarız. İkinci halka, düşüncenin dile getirilmesi, yani konuşmadır. Düşünceyi dile getirerek ona büyük bir güç verir ve onu kişisel olarak sorumlu olduğumuz somut bir şeye dönüştürürüz. Bu ilk iki halka, ardından gelen eylemlerle yakından bağlantılıdır. Kendi sesimizin tınısıyla, hayatımızda yankılanan "melodiyi" bizim yazdığımız söylenir. Düşünce bir titreşimdir ve öz bilince sahip varlıklar olarak yaratma gücümüz vardır. Düşüncelerimiz, sözlerimiz ve eylemlerimizle kendi anahtar notamızı tutturur, belirli ritimler oluştururuz. Bu titreşimler birbirini çeker; "benzer benzeri çeker" sözü buradan gelir.
Bu güçlü kuvveti bütün yaşamın yararına, olumlu yönde de kullanabiliriz, bencilce de. İkincisini seçersek bu yalnızca kendi hayatımızı değil, temas ettiğimiz insanları da etkiler. Tutumlarımızın ve sözlerimizin uyumlu bir enerji mi yoksa tam tersini mi ürettiğini bilinçli olarak fark ettiğimizde, günlük yaşamımızın niteliğini de yönlendirmeye başlarız.
Mevcut Koşullarımdan Neden Ben Sorumluyum?
Geçmişteki düşüncelerimiz, sözlerimiz ve eylemlerimizle kendimizi ne hâle getirdiysek o olduğumuzu düşünmenizi öneriyoruz. İçinde bulunduğumuz koşulların sorumluluğunu üstlendiğimizde daha uyumlu bir hayat sürmeye başlayabilir ve belirli koşulları hayatımıza nasıl çektiğimizi anlayabiliriz. Günlük yaşamımızın, dolayısıyla geleceğimizin niteliği konusunda seçim bizimdir.
Karma olarak bilinen evrensel bir uyum yasası vardır. Hem nedenler yaratırız hem de birbirine bağlı nedenler zincirinin bir parçasıyızdır. Sonuçlar da nedenleri zorunlu olarak izler; ikisi birbirinden ayrılamaz. Çoğu zaman sonuç, nedeni görünmediği için tek başına ve açıklanamaz gibi durur. Çektiğimiz acıların başkalarının harekete geçirdiği nedenlerden kaynaklandığını düşünmek de yaygındır. Ama olaylara daha geniş bir açıdan bakarsak dünyaya bakışımız çok değişir. Bir an için bir parçamızın ebedî olduğunu, her yaşamda yeni bir kişilikle (beden, duygusal ve zihinsel yetiler) sayısız yaşam sürdüğünü ve bu yolculuğun amacının evrensel yaşam içindeki eşsizliğimizi keşfetmek ve mükemmelleştirmek olduğunu düşünün.
Karma ne yazgıdır ne de kader. Dengesizliği düzelten ve hayattaki görünürdeki eşitsizlikleri açıklayan evrensel bir denge yasasıdır. Bu doğal yasanın işleyişi, iyi ya da kötü şans diye bir şeye yer bırakmaz. Düşüncelerimiz, sözlerimiz ve eylemlerimizle, sorumluluğu bize ait olan enerjiyi üretiriz.
Karma, Hayatımdaki Mutlu ve Zorlu Durumları Açıklar mı?
Evet. Hayatta her şey her zaman yolunda gitmez. Her şeyin yolunda gittiği, büyük sevinç yaşadığımız dönemler de vardır, sorunlarla ve acılarla karşılaştığımız dönemler de. Neden-sonuç yasasının nasıl işlediğini kavramaya başladığımızda, karşımıza çıkan her durumun daha önceki bir dengesizliği gidermek için bir fırsat olduğunu anlarız. O zaman koşullara karşı tutumumuz, koşulların kendisinden daha önemli hâle gelir. Olumlu ya da olumsuz tepki vermek bizim seçimimizdir ve bu seçim yaşam kalitemizi belirler. Mutlu deneyimlerimiz, önceki olumlu eylemlerimizin ve hayata karşı tutumumuzun sonucudur; bunun tersi de aynı biçimde geçerlidir.
Bazı insanların yaşadığı talihsizlikleri gördüğümüzde ya da duyduğumuzda "Neden benim değil de onların başına geliyor?" diye merak ederiz. Bunun açıklaması o insanların kişisel ve grup karması olabilir. Her birimizin, kişisel karmamızı oluşturan seçimlerimizden sorumlu olduğunu kabul ediyorsak, insanlığın ulusal ve dünya çapında bir karması olduğunu da hesaba katmalıyız. Bu durum, insanların önceki karmaları üzerinde çalışmak için aynı zamanda ve aynı yerde enkarne olduklarını düşündürmektedir.
En geniş düzeyde insanlık bir bütün olarak, çok uzun bir zaman boyunca kişisel ve kolektif eylemlerle harekete geçirdiği nedenlerden sorumludur. Bu nedenler, bazen oldukça hızlı biçimde acıya yol açabilen sonuçlar doğurur. Her birimiz, elimizden geldiğince ihtiyacı olanlara yardım etmekle yükümlüyüz. Bu, bütün yaşamın birliğini kavradığımızda ve vermenin ne büyük bir mutluluk olduğunu anladığımızda kendiliğinden ortaya çıkan şefkatli bir karşılıktır. Karma kader değildir; önceki nedenlerin kaçınılmaz ve adil sonucudur. Yeterli sayıda insan barış içinde yaşadığında dünyamıza da barış gelecektir.
Reenkarnasyonu Biraz Daha Açabilir misiniz?
Reenkarnasyon, neden-sonuç yasası yani karma ile birlikte, seçim yapmamız ve hayatlarımızda adaletin ve dengenin yeniden kurulması için fırsatlar sunar. Fiziksel dünyada reenkarnasyon, entelektüel ve spiritüel evrimimizin gerçekleştiği yoldur. Bireyin ruhu, kişilik dediğimiz araçlar aracılığıyla pek çok enkarnasyon boyunca öğrenir ve çabalar; sonunda her şeyin spiritüel kaynağıyla yeniden birleşir. Bazen hissettiğimiz boşluk, maddi dünyanın sunabileceğinden daha derin "bir şeye" duyulan özlemin ifadesidir.
Ruhun her yaşamda, önceki yaşamlarda geliştirilmiş belirli kapasitelere sahip yeni bir beyni ve yeni bir kişiliği varlığa çağırdığı öne sürülür. Bir muhasebeci bir yılın hesaplarını kapatıp yenilerini açarken, eski yılın bütün kalemlerini değil yalnızca bakiyelerini yeni deftere aktarır. Ruh da benzer biçimde yeni beyne, geçmiş yaşam deneyimlerinden süzülen nitelikleri, eğilimleri ve kapasiteleri aktarır. Geçmiş bugünü açıklar, bugün de geleceği etkiler. Spiritüel gelişimi daha iyi anladıkça kendi geleceğimizi nasıl inşa ettiğimizi görmeye başlarız. İnsan mükemmelliği hedefine doğru ilerledikçe hayatlarımız da giderek daha doyurucu hâle gelir. Yol boyunca daha bilge ve daha şefkatli oldukça yalnızca insanlığa değil, gezegendeki bütün yaşama daha etkili biçimde yardım edebiliriz.
Daha Önce Yaşadıysam Neden Hatırlamıyorum?
Reenkarnasyondan söz edildiğinde bu soru sıkça sorulur. Şu anki yaşamımızda bile hatırladığımızdan çok daha fazlasını unuttuğumuz konusunda hemfikiriz. Okumayı öğrendiğinizi hatırlıyor musunuz? Okuyabiliyor olmanız, öğrendiğinizi kanıtlıyor. Bu yaşamınızdaki her günü hatırlayabilir misiniz? Üstelik şimdiki beynimizin ve bedenimizin önceki yaşamlarımızda hiçbir payı olmadığına göre, o olayları nasıl hatırlayabiliriz? Gerçekten hatırlayan yalnızca ruhtur. Yine de bazen geçmiş bir deneyimi sezgisel olarak hatırlayabiliriz.
Ölümsüz, spiritüel parçamızın fiziksel ölümden sonra da var olmayı sürdürdüğünü kabul edersek, yaşamın kesintisiz bir süreç olduğunu anlamaya başlarız. Yaşam ve ölüm kelimelerini sanki birbirinin karşıtıymış gibi kullanma eğilimindeyiz; oysa ölümün karşıtı yaşam değil, doğumdur. Eskimeyen Bilgelik, yaşamın yalnızca doğumla ölüm arasında değil, ölümle yeniden doğuş arasındaki dönemde de sürdüğünü öğretir.
Bu bakış açısıyla ölüm, sayısız yaşamda tekrarlanan bir olaydır ve bize gerçekte kim olduğumuzu öğrenme fırsatı verir. Ölüm, tamamlanan yaşamın değerlendirilip özümsendiği bir geçittir. Ölümle birlikte ruhun, maddi dünyada deneyim aracı olarak kullandığı fiziksel, duygusal ve zihinsel bedenlere artık ihtiyacı kalmaz. İçimizde etten ve kandan fazlası olduğumuzu biliriz. Çeşitli öğretiler, doğumdan önce var olan ve ölümden sonra da var olmaya devam edecek bir ruhu her zaman onaylamıştır.
Öldüğümüzde Ne Olur?
Ölüm uykudan çok farklı değildir. Uykuya daldığımızda bilinç geçici olarak bedenden çekilir, ama duygusal ve zihinsel maceralar yaşamayı sürdürürüz; uyandığımızda bunları çoğu kez hatırlarız. Rüyalarımızda, uyanıkken deneyimlediklerimizin ötesindeki bilinç âlemlerini gösteren yüksekliklere ulaşabiliriz.
Fiziksel ölümle birlikte bilincimizin, uykuda girdiğinden daha yüce âlemlere doğru bir yolculuğa çıktığını düşünün. Rüya hâlinde bilincimiz fiziksel bedenimizle sürekli bağlantıdadır ve ona geri dönebiliriz; ölümle ise bu bağ kopar. Ölümle birlikte ışık dünyasına geçtiğimiz ve bilinç fiziksel maddenin ağır titreşimlerinden adım adım kurtuldukça giderek artan bir özgürlük yaşadığımız söylenir. Ardından ruhun hak ettiği derin ve mutlu dinlenme hâline geçebilmesi için bir arınma süreci gerçekleşir.
Son zamanlarda ölüme yakın deneyimlerle (ÖYD) ilgili pek çok kişisel anlatı kayda geçirilmiştir. ÖYD yaşayan kişiler bir huzur duygusundan, karanlık bir tünelden çok hızlı geçme hissinden, yaşanmış hayatın gözden geçirilmesinden ve her şeyi kucaklayan bir Işığa doğru ilerlemekten ya da ona girmekten söz eder. Bu ışık algısı bütün dinlerin içsel öğretileriyle uyumludur.
Hepimizin spiritüel bir yolculukta olduğunu ve her birimizin, adım adım geri döndüğümüz tek spiritüel kaynağın bireysel bir yönü olduğunu kabul edersek, bu dönüşün tek bir yaşamda gerçekleşemeyeceği, pek çok yaşam ve pek çok ölüm gerektirdiği sonucu mantıksal olarak çıkmaz mı? Her yaşam bir bitkinin mevsimlik yaşamı gibidir ve her çiçeklenme nihai mükemmelliğe dair umudu tazeler.
Pek çok yaşam boyunca süren fiziksel yolculuk, ruha evrimi için özümseyeceği çeşitli deneyimler sunar. Bu da her yaşamın ardından gelen "cennetin" kendi yaratımımız olduğunu düşündürür. Her yaşam bizi yolculuğun sonuna biraz daha yaklaştırır. O noktada bireysel ruh kendini doğum ve ölüm döngüsünden kurtarmış ve sonunda ilahi kaynağıyla bir olmuş olacaktır.
Yeniden Doğuşun Koşullarını Ne Belirler?
İki yaşam arasındaki uzun süre, iki öğün arasındaki saatlere benzetilebilir: Yemeğin kendisi kadar gerekli olan bir sindirim ve özümseme dönemi.
Doğum iki yönlü bir gizem içerir: Birincisi fiziksel embriyonun büyümesi, ikincisi onun ruhla birleşmesi. Öğretiler, yeni bedenin gelişimine ve önceki yaşamlardan gelen olumlu ve olumsuz karmanın işleyişine bir biçimde rehberlik eden spiritüel zekâların varlığına işaret eder. Böylece yeni enkarnasyonda çocuk, geçmiş eylemlerinin sonuçlarını deneyimleyebileceği koşullarda doğar; bu da ruhun büyümesine hizmet eder. Pek çok ebeveyn, bir ruhun yeni bir beden almasına yardım ederek üstlendiği sorumluluğun derinden farkındadır. Sevgi dolu ve huzurlu bir ortam, çocuğun fiziksel ve zihinsel gelişimini destekleyerek ruhun büyümesine de katkıda bulunur.
Karma yasasının işleyişi içinde, çoğunu geçmiş yaşamlarımızdan tanıdığımız bir ruh grubunun içine doğduğumuz ve daha önce sevdiğimiz kişilerle birlikte yeniden enkarne olabileceğimiz de öne sürülür. Aynı şekilde geçmişten gelen ilişkilerin mutlu olmadığı durumlar da vardır; bu bağları sevgi ve anlayış bağlarına dönüştürmek için fırsatlar doğar. Yeniden doğuşlar boyunca pek çok farklı ırkta ve çevrede yaşam deneyimi kazanır, ilahi potansiyelimizin tamamını yavaş yavaş harekete geçiririz.
Evrende Bir Amaç Var mı?
Kadim öğretiler, evrende bir amaç bulma özlemimizi karşılayan bir düzen vizyonu sunmuştur:
- Yaşam tesadüfi ve parçalı değil, birbirine bağlı ve amaçlıdır.
- Tek bir yaşam evrim geçirmektedir ve biz insanlar gizli kapasitelerimizi adım adım açığa çıkarırız.
- Bu öğretiler evrenin ve yasalarının, insanlığın kökeninin, evriminin ve kaderinin tutarlı bir açıklamasını ortaya koyar.
- Spiritüel yol, sıradan anlayışın ötesindeki yüksekliklere uzanır; şimdide yaşamanın ve sınırsızca büyümenin yolunu gösterir.
Psişik Güçler Geliştirirsem Daha Spiritüel Olur muyum?
Psişizm ile spiritüellik arasında büyük bir fark vardır. Özünde hepimiz spiritüel varlıklarız. Evrimimiz sırasında pek çok güç geliştiririz; psişik güçler (telepati, durugörü gibi olağandışı algı yetileri) de bunlar arasındadır ve biz ilerledikçe doğal olarak ortaya çıkar. Asla zorlanmamalıdırlar. Psişik gelişimle fazlasıyla meşgul olursak, insan yolculuğunun asıl hedefini, spiritüel potansiyelimizi her alanda tam olarak gerçekleştirmeyi gözden kaçırabiliriz. Spiritüel evrim ilerledikçe kendi yeteneklerimize ve sorunlarımıza daha az kapılır, birçok kapasitemizi bütün yaşamın iyiliği için kullanmayı daha çok isteriz.
İnsanlar Neden Meditasyon Yapar ve Faydaları Nelerdir?
Hızla akan bir dünyada yaşıyoruz. Bilgi bombardımanı altındayız ve modern yaşamın stresi içinde sessiz bir an bulmak giderek zorlaşıyor. İnsanın, hepimizin içinde var olan o huzur merkezine dokunabilmesi gerekir. Derinlere inmek meditasyondur. Meditasyon dünyanın spiritüel geleneklerinde hep merkezî bir yer tutmuştur. Daha sakin bir yaşama, daha berrak bir zihne, gücün ve bilgeliğin hayatımızda açığa çıkmasına ve hepsinden önemlisi, zaten içimizde olan güç ve huzur kaynağını doğrudan fark etmemize yardımcı olur. Meditasyonun sessizliğinde bedenimizi, zihnimizi ve konuşmamızı sakinleştirmeyi öğreniriz. Gerçek huzuru ve doyumu ancak içsel sessizlikte, zihin ve duygular sustuğunda bulabiliriz. Bu kişisel bir yolculuktur.
Teosofi Nedir?
Teosofi kelimesi "İlahi Bilgelik" anlamına gelir ve çağlar boyunca bilgelerin gerçekleştirdiği büyük hakikatleri ifade eder. Bu yazıda bazı Teosofik fikirleri ele aldık. Teosofi, bütün yaşamın birliğini ve birbirine bağlılığını, yeryüzündeki tüm insanların ve türlerin temel birliğini vurgulayan bir dünya görüşü sunar. Körü körüne kabul edilecek değil, anlaşılması gereken bir felsefedir. Bir din değildir, ama bir anlamda bütün dinlerin özü olarak görülebilir. Kendini inceleme ve kişisel sorumluluk yoluyla derin hakikatlerin keşfedilmesini teşvik eden bir yaşam biçimidir. Bütün dinlerin kutsal metinlerinin ve öğretilerinin gizli anlamlarını açığa çıkararak onları aydınlatır ve hakikat için hiç durmayan bir arayıştır.
Teosofi Cemiyeti Nedir?
Teosofi Cemiyeti, yüzyılı aşkın bir süre önce, 1875'te kurulmuş uluslararası bir kuruluştur. Bugün altmışa yakın ülkede şubeleri vardır. Bu yazının özgün hâlinin hazırlandığı Kanada'da cemiyetin merkezi Brampton, Ontario'dadır ve üyeler ülke genelindeki şubelerde ve çalışma merkezlerinde bir araya gelir. Üyeler cinsiyet, ırk ya da din ayrımı gözetmeksizin tek bir insanlık ailesini kabul eder ve kendi hakikatlerini ararlar. Her din ebedî hakikatin bir ifadesi olarak görülebilir; Teosofi Cemiyeti de dinlerin, felsefelerin ve bilimlerin incelenmesini teşvik eder. Doğanın henüz açıklanamamış yasaları ve insanda gizli kalmış güçler de araştırılır.
Üyeleri bir arada tutan, bu amaçları benimsemeleri ve bütün insanlar arasında birliği geliştirme kararlılıklarıdır. Hakikatin otorite tarafından dogma olarak dayatılmaması, birey tarafından aranması gerektiğine inanırlar. İnancın ancak bilgiye ve deneyime dayanabileceği söylenmiştir.
Teosofi Cemiyeti Üyeleri Belirli İnançları Benimsemek Zorunda mı?
Hayır. Teosofi Cemiyeti hiçbir dogma dayatmaz, ama bütün farklılıkların ötesindeki birliğin kaynağına işaret eder. "Farklı ama birlikte" ifadesi üyelerin tutumunu iyi anlatır. Irkı, dini ya da inancı ne olursa olsun bütün üyeler cemiyetin yaşamına ve çalışmalarına eşit olarak katılmaya davetlidir. Üyeler hakikate bağlılığı, bütün canlılara sevgi ve şefkati ve hizmetle dolu bir yaşamı amaç edinir. Teosofi Cemiyeti resmî bir bildirisinde her üyenin düşünce özgürlüğünü güvence altına alır. Kimse cemiyete katılırken kendi inançlarından vazgeçmek zorunda değildir ve hiçbir öğreti hiçbir biçimde bağlayıcı değildir. Üyeler, nezaket ve başkalarına saygı sınırları içinde düşünce ve ifade özgürlüklerini kullanmaya teşvik edilir.
Teosofik Öğretilerin Temel İlkeleri Var mı?
Eskimeyen Bilgelik geleneği bazı temel önermelere dayanır. Evren ve içindeki her şey, birbiriyle ilişkili ve birbirine bağlı bir bütündür. Atomdan galaksiye kadar her şey, yaşamı yaratan aynı evrensel gerçekliğe dayanır. Bu gerçeklik kendini doğanın amaçlı, döngüsel ve düzenli süreçlerinde gösterir. Her birimiz, varlığımızın kaynağına dönüş yolculuğunu tamamlamak üzere, durmadan genişleyen bir bilinç yolculuğunda kendi eşsiz yolumuzda ilerliyoruz.
Teosofi'nin ilkelerini anlamak bize şu konularda yardımcı olabilir:
- Bazı maddi ihtiyaçların karşılanması gerektiğini kabul ederken maddi dünyanın pek çok isteğine (para, mal mülk, güç, statü gibi) daha az bağlanmak.
- Düşüncelerimizin, sözlerimizin ve eylemlerimizin sorumluluğunu daha çok üstlenmek.
- Uyum yasasının kendi hayatımızda nasıl işlediğini anlayarak başkalarına karşı daha hoşgörülü olmak.
- Arzularımız karşılandığında yaşadığımız geçici mutluluk yerine daha derin bir doyuma ulaşmak.
- Daha sakin ve daha düşünceli olmak.
- Hayatı zamansız bilgelik öğretilerinin ışığında keşfedip kendi hakikatimizi fark etmeye başladıkça ona daha geniş bir bakış açısıyla, yeniden ve taze bir gözle bakabilmek.




