top of page
Image by Jan Kopřiva

eskimeyen bilgelik

Işığın Mücevherleri tarafından sunulan çalışmalar; kurslar ve içerikler, Teosofi'nin derin perspektiflerini ve görüşlerini anlamak isteyenler için önemli bir kaynaktır. Bu eğitimler, Teosofi'nin temel prensiplerini kapsayarak, ruhsal arayışı olan bireylerin bilgelik yolculuklarında rehberlik etmektedir. Teosofi'nin felsefi ve mistik öğretileri, insanın evrensel bilincini genişletme ve derinleştirme amacını taşır.

Işığın Mücevherleri'nin sunduğu içerikler, bu öğretileri anlaşılır bir şekilde hazırlayarak bireylerin ruhsal gelişimine katkıda bulunmayı hedefler. Bu kaynaklar, aynı zamanda pratik uygulamalarla desteklenerek öğrenme sürecini zenginleştirir. Bu çalışmalar ile birlikte, bireyler kendi ruhsal potansiyellerini keşfetme ve evrensel bilgelikle derin bir bağ kurma imkanına sahip olurlar. Işığın Mücevherleri, ruhsal arayış içinde olan herkesi, Teosofi'nin ışığında bilgelik yolculuğuna davet etmektedir. Çalışmalarımız, bireylerin ruhsal dönüşüm sürecine rehberlik ederken, aynı zamanda evrensel bir anlayış ve içsel denge kazanmalarına yardımcı olur. 

Boşluk ve Dolulu.jpg

"Hiç olan nedir?" "Uzay, sonsuz Anupadaka." "Şimdiye kadar olan neydi?" "Kökteki Tohum." "Hep gelip giden nedir?" "Büyük Nefes." "Öyleyse, üç Ebedi diye bir şey var mıdır?" "Hayır, üçü birdir. Var olan birdir, her zaman var olan ve oluşmakta olan da birdir ve bu Uzaydır." - Gizli Öğreti Cilt 1 sayfa 2

 

Ezoterik felsefe ya da Teosofi olarak adlandırılan kadim bilgeliğin tüm harika öğretileri arasında, belki de Uzay ile ilgili doktrini kadar düşündürücü, yoğun zihinsel madde ile dolu başka bir şey yoktur. Bir yönüyle, Budha Gautama'nın daha mistik öğretilerinde bulunan, boşluk veya hiçlik anlamına gelen son derece önemli bir kelime olan Sunyata olarak adlandırılır ve başka bir açıdan bu, Gnostikler tarafından dolgunluk anlamında sıklıkla kullanılan Yunanca bir kelime olan Pleroma'dır.

 

Modern gök bilimciler genellikle boş uzaydan bahseder ve bu ilk bakışta Sunyata ile hemen hemen aynı şey gibi görünse de boş uzay kavramını, (mutlak boşluk, var olmayan bir şey) reddediyoruz. Olağanüstü olan şu ki, bilim insanları bile, kendilerine sorulan sorularla köşeye sıkıştırılırlarsa, bu ifadenin yalnızca uzayın bölümlerini ya da 'madde' içermeyen kozmik alanlarını, yani aletleriyle algılayamadıkları fiziksel maddeyi ifade ettiğini kabul edeceklerdir.

Etrafımızdaki sınırsız uzayın uçsuz bucaksız genişliğini incelediğimizde, vizyonumuz ve hayal gücümüz bizi taşıyabildiği sürece, parıldayan yıldızlarla serpiştirilmiş görünür kozmik boşluk alanlarını ve teleskopun görme gücü altındaki diğer yıldızların ve yıldız kümelerinin evrenleri olarak görülen ve bulutsular (kozmik gaz maddesinin geniş cisimleri) olarak adlandırılan milyonlarca ışık zerresi ile görürüz. Bununla birlikte, onlar sadece gaz halinde değildirler; ama bu çözümlenemez bulutsuların hepsi olmasa da birçoğunun, henüz laboratuvarda hiç çalışılmamış olan, fiziksel maddeden daha üstün madde seviyelerine ait olduğunu söylememiz gerekir.

Başka bir deyişle, onlar fiziksel planımızdan daha yüksek bir planana ait olan maddeden, yani esirden (ethereal) meydana gelmişlerdir.

Nereye bakarsak bakalım, evrenin uçsuz bucaksız bir doluluk halinde olduğunun farkına varırız. Buna, moleküllerden, atomlardan ve yine elektronlardan, protonlardan ve diğer cisimlerden oluşan maddenin yapısı hakkındaki bilgimizi eklediğimizde bize boş uzay gibi görünen şeyin aslında, eterikliği nedeniyle ne görme organımız ne dokunma duyumuz ne de en hassas araçlarımız ile deneye tabi tutabiliriz ve bu alanların normal gözle boşluk gibi algıladığımız kozmik eter alanları olması gerektiğini fark ederiz.

Yine de ışıltılı kürelerin tüm bu geniş alanları, fiziksel veya maddi evren olarak bildiğimiz düşük kozmik düzlemde bulunur. Daha da ileri olarak, fiziksel kürenin, fizikselden yukarıya doğru uzanan kozmik ruhun sürekli uzaklaşan manzaralarına kadar erişen, anlaşılmaz ölçüde uçsuz bucaksız içsel ya da görünmez dünyaları gizleyen bir dış giysi olduğunu anlarız, çünkü o bizim için biçimsizdir, biz onu Spiritüel Boşluk veya Sunyata olarak adlandırırız. Sunyata yalnızca sınırsız Sonsuzun en yüksek ve en evrensel aralıklarını değil, aynı zamanda Pleroma'yı da ifade eder. Her şey gerçekliği hangi görüş açısıyla aldığımıza ve ona hangi açıdan baktığımıza bağlıdır. O halde Boşluk doktrini, temel anlayışta Doluluk doktrini ile aynıdır. Bununla birlikte, Boşluk doktrini, esas olarak kosmosun üstün öğelerini[1],  mekânların içe ve daha da içe doğru olan ilkelerini ele aldığı için, ikisinin süptillik bakımından bir ayrımı söz konusudur; oysa doluluk doktrini, kosmoi veya dünyaları tezahür ettikleri gibi ele alır. Şeylerin doluluğunu, sınırsız Boşluktan kozmik Varlığın tüm sayısız tezahürlerinin hayat bulduğu o derin mistik düşünce ile daha kolay kavrayabiliriz ve aynı Boşluğa geri döndüklerinde, yaşam döngüleri bittiğinde ortadan kaybolurlar.  Başka bir deyişle, Boşluk, Varlığın ilahi-Spiritüel yönüne atıfta bulunur; Doluluk, Pleroma[2] Prakriti veya madde tarafına, büyük Manvantara veya dünya faaliyet dönemi bittiğinde bir rüya gibi kaybolan tezahürsel yönüne atıfta bulunur.

Bir başka önemli nokta da tezahür eden her varlık veya şeyin, tam da bir fenomen olarak zamansal varlığı nedeniyle, ebedi olmadığıdır. Sonuç olarak maya ya da yanılsamadır ve bu nedenle, bu tür fenomenlerde kozmik gerçeği aramak aptallık olur. Sınırsız olanın mekânlarında ortaya çıkan her şey ister bir galaksiler topluluğu ister bir atom, bu şekilde bir nesne veya form olan her ne ise ve ömrü ne kadar kısa veya ne kadar uzun olursa olsun, yine de bir görünümdür, bir fenomendir ve bu nedenle gerçek olmayan anlamında fiilen boştur- bu, daha önce kullanılan boş veya boşluk teriminin tam tersi bir kullanımıdır. Ancak bu zıt anlam metafizik felsefede kesinlikle meşrudur ve bu nedenle, ezoterik Budizm'in neden sürekli olarak tüm tezahür eden evrenden Sunyata olarak bahsettiğini görüyoruz, çünkü gerçek değil, kalıcı değil, bu nedenle geçici ve süreksizdir.

Surangama-Sutra'da (IV sayfa 64 bkz. Samuel Beal'in A Catena of Budist Scriptures from the Chinese, 1871) şunları buluruz:

 

Bu nedenle, bu incelemede, fenomenal dünyanın bileşimine giren tüm dünyevi biçimlerin geçici ve bozulabilir olduğunu açıkça anlamalısınız. Ananda! Gördüğünüz tüm bu biçimlerden, ima edilen kurgusal niteliklerin hangisi yok edilemez? Hepsinin kaderi yakılmaktır ama onların yok edilmesinden sonra asla yok olmayacak tek bir şey vardır ve o da uzay boşluğudur.

 

Bununla birlikte, tezahür eden uzayın Pleroma veya Dolgunluğunu oluşturan bu geniş dünya kümeleridir. Zorluk, bu iki kelimenin, Sunyata ve Pleroma'nın ikili kullanımında yatmaktadır ve yine de bu, kök düşünceler kavrandığında kolayca anlaşılır. H. P. Blavatsky'nin ifade ettiği gibi:

 

Uzay ne "sınırsız bir boşluk", ne de "koşullu bir tamlıktır”, ancak her ikisidir: Mutlak soyutlama düzleminde, yalnızca sonlu zihinler için boş olan, hiçbir zaman algılanamayan İlahi Olan ve Mayavari algı düzleminde, Plenum, tezahür etmiş ya da tezahür etmemiş olsun, her şeyin mutlak Kabıdır: Bu nedenle, Mutlak hepsidir. Gizli Öğreti Cilt 1 sayfa 8

 

Sunyata bir kelime olarak bu nedenle iki farklı ancak birbiriyle ilişkili anlama gelebilir. Olumlu bir terim olarak düşünüldüğünde, sınırsız Bütünü, en yüksek ve en soyut anlamıyla Uzayı ifade eder, herhangi bir niteliğe sahip olmayan sonsuz ve sınırsız sonsuzluğun yanı sıra Her şeyi kapsayan, sonsuz, Bütünlüğü ifade eder. Alt kürelerde yaşayan zekâlara Büyük Boşluk – Mahasunya gibi görünen manevi-ilahi âlemler açısından bakıldığında, içinde bulunan her şeyin bulunduğu evrendir. [3]

Sunyata olumsuz olarak düşünüldüğünde, Mahamaya olan kozmik illüzyon fikrini temsil eder. İlahi-ruhsal bilincin bakış açısından, görünen ya da görünmeyen tüm nesnel evren, gerçek dışı ve yanıltıcıdır çünkü süreksizdir. Kaybolma anlamında baktığımızda boştur. Tezahür eden evren var olmadığından değil; bir yanılsama sağlaması ya da sağlayamaması açısından algılandığı, Evren göründüğü gibi değildir. Böylece Sunyata'nın hem olumlu hem de olumsuz anlamları da aynı temel fikir üzerine, yani ilahi-ruhsalın gerçekliği ve nesnel olan her şeyin göreceli gerçekliği üzerine kuruludur. Göreceli olarak yanlış ve aldatıcı olan tezahür eden kozmos, bir peçe gibi gizlediği Gerçek ile karşılaştırıldığında asli öneminden yoksundur. O, yalnızca, bu nesnel evrenin fenomenal yönü olduğu numen[4] Kökünden türetilen göreli bir gerçekliğe sahiptir.

Surangama-Sutra'ya (V sayfa 8) tekrar dönmelim:

 

Saf Doğa, özsel Varlığına göre boştur; bu nedenle, doğumu sağlayan etkiler sihirli bir yanılsama gibidir. Eylemin yokluğu ve başlangıç ​​ve bitişin yokluğu- bunlar da bir gök çiçeği gibi yanlış fikirlerdir. 'Yanlış' sözcüğü, doğru olanı meydana getirir (açıklar)- yanlış ve doğru birlikte eşit derecede yanlıştır; ... Etrafımızdaki her şey bir balon gibi değil mi?

 

Sınırsız, çevreleyen Uzayın sonsuzluğu, açıkça herhangi bir insan anlayışının ulaşamayacağı bir şeydir, çünkü hem biçimsizdir hem de bağlayıcı sınırlar içermez ve yine de ondan "Sonsuzluğun kıvılcımları" olarak bahsederler çünkü o görünen tüm evrenlerin kozmik rahmidir.

Bu nedenle, farklı farklı çağlardan ve tüm ülkelerden mistikler ona Boşluk adını vermişlerdir. Aslında bu, ilk Hristiyan teolojik yorumcularının benimsediği orijinal ve gerçekten yüce fikirdi ve 'hiçbir şey' olarak adlandırıldı, sonrasında sadece çarpıtmakla kalmadı, aynı zamanda ilk başlardaki ihtişamını kaybetti ve sonunda bir şekilde geçersiz kılındı.

 O günden bugüne Ortodoks teoloji, Her Şeye Gücü Yeten Tanrı'nın dünyayı yoktan yaratmasını sağlamıştır, ki bu saçmadır. Bu kozmik Mutlaklığı Hiçbir Şey (Şey değildir, şey olmayan) olarak tasavvur etselerdi, o zaman doğru fikri korurlardı. Ama onu hiçliğe indirgediler. Bu kadim deyişi veya yaklaşımı korudular, sadece ismi kaldı ancak içindeki özü kaybettiler.

Çağlar boyunca insan, inisiye olmamış zihninde ruhunun sezgilerini alçaltarak, nesnel ve yanıltıcı olanı Gerçek ile karıştırdı ve ahlaki ve ruhsal esenliği için daha da ciddi olanı, hevesli-araştırmacı zekâsını kökten söküp attı.

Unutmayalım ki bizler Sınırsızın çocuklarıyız ve özümüzün (Spirit) itici enerjisi tarafından teşvik edilen içsel mücadeleler ve denemeler yoluyla ilerliyoruz- her zaman en içte olan o sınırsız Mucize ile ruhsal benliği mizin nihai tamamlanmasına doğru gidiyoruz. Yine de paradoksların en harikuladesi olan bu Mucize, sonsuz Uzay ve sınırsız Süre olduğu için ebediyen ulaşılamazdır.

 

[1]

Çalışamız boyunca, eğer varsa, kosmos ve kozmos arasındaki farkla ilgili tutarlı bir belirsizlik olmuş olabilir. Bu Yunanca bir kelimedir ve net bir etimolojik anlayış istiyorsak, her durumda bir 'k' ile yazılmalıdır. (Kosmos ve cosmos kelimeleri karşılaştırılıyor.) Yine de her iki terimi de benimsemenin belirli bir avantajı vardır: Neredeyse her zaman galaksi veya galaksiler topluluğu anlamına gelen daha büyük evreni belirtmek için kosmos ve güneş sistemimizi belirtmek için kozmos kullanılır. Bu kullanımın mevcut yazar da dahil olmak üzere diğer Teosofik yazarlar tarafından sistematik olarak takip edilmemesi biraz üzücüdür.

 

[2] Sanskritte Yunanlıların Pleroma'sının felsefi ve bilimsel karşılığı olan bir terim vardır: Brahmanda-purna. Brahmanda veya Brahma Yumurtası, belirli bir güneş sistemi, gezegen zinciri veya galaksi için değil, o sırada kullanılan ölçeğe bağlı olarak herhangi biri veya tümü için geçerlidir. Tam-bütün anlamına gelen purna sıfatını ekleyerek, Dünya Yumurtası'nın tezahür etmiş varlıklarla dolu olduğu fikri güçlendirilir ve daha iyi tanımlanır.

[3] Sunya, Sunyata, Mahasunya ve Mahasunyata terimleri birbirinden çok da farklı değildir, tek ayrım, maha ile başlayan terimlerin- büyük anlamına gelir- hem uzayda hem de süre olarak çok daha geniş bir ölçekte geçerli olmasıdır.

[4] Fenomen (görülen, görünüm almış,phenomenon) duyularla algılanabilen, somut, gözlemlenebilir olay  ya da nesnedir. Zaman-mekân içinde ortaya çıkan ve deney konusu olabilecek olay ve olguların nesnel gerçekliğini vurgulayan bir ifade için kullanılır. Fenomen, insanın bilincinde belirlediği varlık, bu varlığın insan için taşıdığı anlamdır bu anlamda bakıldığında subjektiftir. Yani fenomen ancak insanın bilinci tarafından algılanabildiği şekli ile vardır ve kişiseldir.

Numen: Etimolojik olarak Yunanca "nous"dan (akıl) gelmektedir. Numen (noumenon), kendinde olan şey, fenomenin ötesindeki bilinemez ve tanımlanamaz gerçek bilgidir. Herhangi bir varlığın algıdan bağımsız, kendi içindeki varoluşsal özüdür. Formların arkasındaki, kişisel olmayandır, objektif. Öznenin ilişki kurduğu nesnenin görüntüsünün ardındaki gerçek öz olan numen, somut nesne olarak ifaden edilen fenomenin karşıt terimidir. 

bottom of page