top of page
Image by Jan Kopřiva

eskimeyen bilgelik

Işığın Mücevherleri tarafından sunulan çalışmalar; kurslar ve içerikler, Teosofi'nin derin perspektiflerini ve görüşlerini anlamak isteyenler için önemli bir kaynaktır. Bu eğitimler, Teosofi'nin temel prensiplerini kapsayarak, ruhsal arayışı olan bireylerin bilgelik yolculuklarında rehberlik etmektedir. Teosofi'nin felsefi ve mistik öğretileri, insanın evrensel bilincini genişletme ve derinleştirme amacını taşır.

Işığın Mücevherleri'nin sunduğu içerikler, bu öğretileri anlaşılır bir şekilde hazırlayarak bireylerin ruhsal gelişimine katkıda bulunmayı hedefler. Bu kaynaklar, aynı zamanda pratik uygulamalarla desteklenerek öğrenme sürecini zenginleştirir. Bu çalışmalar ile birlikte, bireyler kendi ruhsal potansiyellerini keşfetme ve evrensel bilgelikle derin bir bağ kurma imkanına sahip olurlar. Işığın Mücevherleri, ruhsal arayış içinde olan herkesi, Teosofi'nin ışığında bilgelik yolculuğuna davet etmektedir. Çalışmalarımız, bireylerin ruhsal dönüşüm sürecine rehberlik ederken, aynı zamanda evrensel bir anlayış ve içsel denge kazanmalarına yardımcı olur. 

Manvantara_ Bir Rüya, Bir Maya.jpg

Ey Brahman, bu dünya ve evrendeki her şeyler, esas temelleri olarak akla sahiptirler.  Onlar akıldan başka hiçbir devirde var olamazlar. Bu dünyadaki hemen hemen tüm insanlar; rüyalar, kuruntular ve egoizm evreninin yolunda yürüyenler, onu gerçek olarak görür ve ondan zevk alırlar. Evren yalnızca Chitta'da[1] dinlenir. Karga ve palmyra meyveleri analojisindeki gibi, aklın etkileri veya tezahürleri gerçekten harikadır. Böylece insanlar (evrenin) tek rüyasını çeşitli şekillerde görürler. Tek bir oyunda, birçok insan evladı kendilerini farklı şekillerde yönlendirir.  Laghu-Yoga- Vasistha, V, 5

 

Maya ya da illüzyon, kelimenin popüler kullanımında, var olmayan bir şeyi ima eden bir yanılsama değildir. Etrafımızdaki ve içimizdeki yanılsama, gerçekten var olduğu anlamında “gerçektir”; mayamız veya yanılsamamız, şeyleri olduğu gibi görmememiz ve çoğu zaman isteyerek görmeyi reddetmemiz ve böylece kendi şaşkın iç yetilerimizin aldatıcı oyununun altına düşmemizden kaynaklanır. Örneğin, herhangi bir türden aşırılıkçılık, ne kadar samimi olursa olsun, kendi yanlış anlamalarının ağına bulaşmıştır.

Bu gerçeğin tek başına muazzam bir ahlaki önemi vardır, çünkü bize başkalarına karşı nazik olmayı, kendi anlayış zayıflıklarımızı ve aynı zamanda güçlü önyargılarımızı ve olayları sanki kirli, karanlık bir camın arkasından bakıyormuşuz gibi görme eğilimlerimizi kabul etmeyi öğretir. Fiziksel evren hakkında şimdi yanlış olduğu kanıtlanan fikirlere sahip olan ve gerçeğe ulaştığını düşünmekte oldukça fanatik olan yüz yıl öncesinin bilim adamı, kendi zamanının mayasının yanı sıra kendi kusurlu vizyonu ile bilinmeyeni ortaya çıkardığına dair bir mayanın da etkisi altındaydı.

Tıpkı günümüzün büyük bilgisinin yanlış veya kısmen doğru olduğunun gösterildiği teolojik öğretileri benimseyen dindar da benzer bir maya altında çalışmaktadır. İnsanın sadece canlı bir mekanizmadan ibaret olduğunu söyleyen materyalist, bir zamanlar çok saygı duyulan Dr. Watts'ın söylediği gibi, Kıyamet Günü'nde " kemiklerin gökyüzünün her köşesinde uçuşacağını" düşünen dindar kadar illüzyonun etkisi altındadır.

Belki de son derece zihinsel ve duygusal bir inançla, birçok türde yanıltıcı düşünce ve duygu ağlarını örüyoruz ve bir süre için haklı olduğumuza ikna oluyoruz, ancak daha sonra, deneyim bize daha fazlasını öğrettiğinde, kendi yanlış hayallerimizin mayasının köleleri olduğumuzu öğreniyoruz. Bugün ciddiyetle yayılan bazı bilimsel teoriler, tarihin sayfalarından çıkarılabilecek herhangi bir şey kadar Mayavaridir; ama bu yanılsamalar, bilimsel, felsefi veya teolojik ya da başka herhangi bir türden devam ettiği sürece, onlara sahip olanlar için nispeten gerçektir.

Maya doktrini, antik ve modern Hindistan'ın büyük dini ve felsefi okullarının neredeyse her biri tarafından şu veya bu biçimde öğretilir ve özellikle Adwaita-Vedanta'da fark edilir. Aynı şekilde Budizm'in bir özelliğidir- bugün Mahayana'nın Kuzey Okullarında Hinayana'nın Güney Budizminden daha belirgindir. [2]

Maya kelimesi, ölçmek, ölçü ve sınır koymak için ma fiili kökünden türetilmiştir ve uzantı olarak sınırlama, geçici karakter ve kalıcı olmayan her şeyi ifade eder. Dolayısıyla burada, belirli Avrupa felsefi okullarında, aksi halde Gerçek olan ile yalnızca var olan veya fenomenal bir görünüm sunan arasında sıklıkla yapılan ayrımın hemen hemen aynısını görürüz. Bu genel fikirlerden, fenomenal ve dolayısıyla geçici olan her şeyin aldatıcı olduğunun ve bu nedenle de sürekli kalıcı bir gerçekliğin olmadığının farkına varmak için önemli bir adımdır. Bu düşünceden, Budizm de dahil olmak üzere Hindu felsefi sistemlerinde, yanıltıcı olan her şeyin garip bir şekilde büyülü olduğu, çünkü hem duyuları hem de zihni aldatan sahte bir görünüm sunduğuna dair ortak fikir ortaya çıkmıştır.

İnsanın kendisini düşünün: İnsan esasen, tüm fenomenal ve dolayısıyla yanıltıcı dünyalar ve tezahür etmiş varoluş küreleri boyunca nüfuz eden ilahi-Spiritüel bir Monattır; bu ilahi-Spiritüel Monatın kendisi ebedidir çünkü o kozmik Logos'un, kozmik Spirit'in bir damlasıdır, evrenimizdeki herkes için Gerçektir. Yine de bu Monatın kendisini giydirdiği insan yapısının tüm farklı bölümleri, az ya da çok süreksiz doğaları nedeniyle, ilahi Monatın kendisiyle karşılaştırıldığında, birer yanılsamadır. İnsanın gerçek bir varlığa ve gerçek bir varoluşa sahip olmadığını söylemek gülünç olur, çünkü o en net biçime sahiptir; ancak sonsuzluğun damlacıkları olan, yalnızca O’nun farklı Monatlarıdır ve geri kalan her şey, yapısının tüm olağanüstü yönlerini üretmek için karmanın bir araya gelmesiyle zaman ve uzayda yapılan “sihirdir”.

Herhangi bir varlığın veya şeyin alt seviyelerinin mayası ister bir galaksiden ister insandan bahsedelim, kesinlikle mevcuttur ve her ne ise, bizi çevreleyen tüm çok yönlü çeşitlerin kesinlikle var olmadıkları ve mutlak anlamda arkadaki Gerçeklikten farklı ve ayrı olmadıkları açıktır. Eğer böyle olsaydı, temel Gerçek ile tezahür eden yanılsama arasında hemen açıklanamaz bir ikilik icat ediyor olmamız gerekirdi ve fenomenalin numenalden veya Gerçek'ten nasıl aktığını açıklamanın hiçbir imkânı olmazdı. Bu yanlış teoriye göre, ikisi tamamen ayrı ve fenomenal halde olurdu ve Gerçek ile kökten bağları olmazdı. Bu nedenle, felsefi olarak konuşursak, maya veya Mahamaya bile gerçekliğin bir işlevidir- peçesidir- gerçekliğin kendisinden kaynaklanır ve nihayetinde gerçeğe yeniden katılmaya mukadderdir.

Şimdi, maya doktrininin genellikle egzoterik felsefi sistemlerde çok üzerinde durulmayan bir yönüne değinelim. Tüm tezahür eden varlıklar, dünyalar ve planlar, evrensel Manvantara dönemleri başladığında, kozmik akıl veya kozmik Spirit tarafından ve onun tarafından üretilen vizyonlar veya rüyalar olarak derin bir gerçekliğe sahip olduğu düşünülebilir.

İnsan söz konusu olduğunda, Spiritüel egonun enkarnasyonu o ego için göreceli bir “ölümdür” ve benzer şekilde madde dünyalarındaki tezahürünün sona ermesi, Spiritüel egonun kendi planlarında ve dünyalarında daha geniş bir öz-bilincine yeniden uyanmasıdır. Aynı şekilde analojinin esas anahtarını takip ettiğimizde; Manvantara dediğimiz şey kozmik ruhun ölümüdür ve paradoksal bir anlamda, kozmik ruhun veya zihnin bir tür Devachan veya hatta bir Kama-Loka'sıdır ve ancak Manvantara sona erdiğinde ve Pralaya başladığında kozmik Spirit'in bu rüyaları ve vizyonları kaybolur ve onun engin bilinci bir kez daha kendi yüce benliğinin tam gerçekliğine uyanır.

Bundan iki sonuç çıkarabiliriz:

  1. Devachan, Dünya yaşamının yanılsaması ile karşılaştırıldığında Gerçekliğe daha yakın olmakla birlikte, yine de bu dünyanın öz-bilinçli ve neden-üretici deneyimlerinden daha fazla mayanın içindedir çünkü Devachanik rüyalar, ne kadar güzel ve ruhsal olurlarsa olsunlar, sonuçta rüyalardır.

  2. Spiritüel Monatın Gerçeği tattığı ve âlemlerin getirdiği engin deneyimlerden başka bir şey olmayan aldatıcı rüya görmesinden kurtulduğu, tezahür eden varoluşta tüm mayanın "yok edildiği yer" yalnızca Nirvanadadır. Bu evren ve onun Mahamayası için de böyledir.

Böylece, tezahür etmiş tüm dünyaların olağanüstü derecede gerçek olduğunu görürüz. Kozmik zihnin yanıltıcı ve dolayısıyla büyülü bir aktivitesi olarak var olurlar ve esas Gerçeklik onların arka planı oluşturur ve aynı zamanda onların kaynağıdır. Bu noktayı kavramak önemlidir, çünkü mayaya fenomenalin mutlak yokluğu anlamında bakmak, gerçek öğretiden çok uzaklaşmak demektir. Fenomen yanıltıcıdır ve yine de Gerçekliğe dayalıdır, çünkü ondan akmaktadır.

Maya doktrininin büyülü illüzyonun anlamını veya doğada sihirli bir gücün çalışmasını bu kadar kolay kazanmasının nedeni budur. Kadim Hindu felsefi kitaplarının birkaç pasajında, Varuna veya Indra gibi bazı kozmik tanrılar, "aldatmacanın” büyülü güçleriyle kıyafetlenmiştir ve bu pasajlar, evreni ve içindeki her şeyi hayal eden kozmik imajinasyon gücünün yarattığı zeki hayal ürünü olarak doğrudan fenomenal evrenin kendisine işaret eder.

Bu, Yoga-Vasishtha-Ramayana'dan (bölüm XIII) alınan aşağıdaki alıntıda iyi bir şekilde örneklenmiştir:

Maha-pralaya'nın büyük uykusunun saltanatı sırasında, yalnızca Brahm, Sonsuz Uzay ve Yüce Barış olarak kalır. Ve bunun sonunda Chit (bilinç) formunda tekrar uyandığında, rüyalar sırasında hoşunuza giden herhangi bir formda kendinizi hayal ettiğiniz gibi, kendi kendine şöyle düşünür: "Ben bir Işık zerresiyim". Bu Işık zerresi yine Kendi Kendini bir uzantı olarak varsayar "Ben büyüğüm." Gerçekte illüzyon olan bu madde sonrasında Brahmanda haline gelir. Bu Brahmanda'nın içinde, Brahm tekrar düşünür: "Ben Brahma'yım" ve Brahma derhal bu dünya olan engin bir zihinsel imparatorluğun Hükümdarı olur. Bu ilk yaratılışta, bilinç birçok biçim aldı ve bilincin başlangıçta üstlendiği kök formlar – Kalpa'da değişmez bir şekilde devam etmektedir.   Bu, Doğa ve Şeylerin Yasası olan Kaderdir, o ilk bilinç hali sürecektir. Uzay ve Zamanımızı ve temel öğelerimizi, Asat'ta olduğu gibi olduğu gibi üretir. Bu Kader, günah ve liyakat derecelerindeki değişikliklerle birlikte çeşitli Yugalarda değişen insan yaşamının aralıklarını da sabitlemiştir.

Aynı düşünce Puranalar ve Upanişadlar'daki, Rig-Veda'daki ve benzer şekilde Bhagavad-Gita'daki [3]birçok pasajda vücut bulur.

Biz insanlar kozmik bütünün ayrılmaz parçalarıyız ve onun tüm özelliklerinden ve niteliklerinden pay alarak, parçası olduğumuz evrenin yasalarına ve işlevlerine uyuyoruz. Sadece mayaya tabi olmamamızın nedeni budur, aynı zamanda içimizde tanrısal-manevi doğamız olarak Ona sahip olmamızın nedenidir, evrimsel büyüme yoluyla nihayetinde Gerçeğin kendini tanımamıza izin verilir. Maya'nın büyüsünün cazibesi bizi her taraftan çevrelemektedir; yine de illüzyon olmayan, aksi takdirde kozmik numen veya Sunyata'nın kalbi, en içimizde bize aittir ve H.P.B. tarafından Alaya'dan[4] "Evrensel Ruh veya Atman" olarak bahsederken ima edilen sadece bu en içten olanıdır – fenomenal olmayan şeydir, çünkü asla illüzyona dönüşmeyendir. Bilimsel araştırmacılarımız bile, fiziksel maddenin kendi içinde aldatıcı- "çoğunlukla boşluklar" olduğundan şüphelenmeye başlamışdılar. Fiziksel madde dediğimiz şey başlı başına töz değil, sadece evrenimizin Sunya, boş olduğu bazı temel gerçekliğin üretimleri veya tezahürleridir.

Mahayana yazılarından bazıları, boşluğu veya Sunyata'yı tanımlamanın on sekiz yolunu sıralar[5], tüm amaç, evrensel doğada ortaya çıkan Gerçeklik dışında her şeyin gerçek dışılığını veya boşluğunu göstermektir. Bunlar gerçekten de bir dizi felsefi paradokstur ve bir şekilde, felsefi ilkelerin hem olumlu hem de olumsuz yanlarını gösteren paradoksları ifade etmedeki entelektüel inceliği nedeniyle "Bilinmezlik" olarak adlandırılan Yunan Herakleitos okulunu hatırlatmaktadır.

Budist yorumcular tarafından, boşluk fikrinin tüm imalarının yalnızca Prajna veya Budist sezgisel kavrayış yoluyla kavranabileceğine sürekli olarak işaret edilir. Boşluk, mantıksal düşünmenin herhangi bir kategorisine sığdırılacak spekülatif bir kavram değildir. Ulaşılamaz ve düşünülemez kalır, çünkü nihai Gerçekliktir, tezahürler dünyasının sınırlarının tamamen ötesindedir. Bu nedenle, Böylelik (tathata) fikriyle eş anlamlı hale gelmiştir. Boşluk ve Böylelik, Mahayana'nın Gerçeklik algısı olduğu söylenebilir. Kavramsal olarak yeniden yapılandırılmamalı ve sezgisel olarak gerçekleştirilmeliler.

Evreni "rüya gören" kozmik zekâya tekrar dönersek, Mutlak’ın, kozmik zihnin kendisini tamamen maya olarak yansıtmadığını, sadece "rüya görme" tarzında yansıttığını hatırlamalıyız yani, yaşadığımız mekânlar tamamen fenomenal değildir. Bu, insandaki Spiritüel Monatın enkarnasyonda tamamen insan vücuduna indiğini varsaymak kadar yanlış olur. Daha ziyade, kendisinden, sadece bir parçanın indiğini ve tam anlamıyla Spiritüel Monat olmadığı için, ebeveyni ile karşılaştırıldığında göreceli olarak maya olan bir ışını yansıtır.

 

[1] (Sk. Citta, akıl, zekâ, düşünce). Bazı yoga sistemlerinde kullanılan ve anlamın ortaya çıktığı algı veya diğer faktörler tarafından değiştirilebilen “zihin maddesi” anlamına gelen bir terimdir. Patanjali’nin Yoga Sutralarında yoga, citta veya zihinsel maddedeki değişikliklerin kısıtlanması veya durdurulmasıdır. 

[2] Budist edebiyatında en değerli ve en çok çalışılan dini-felsefi yazılardan biri olan Vajrachchhedika-Sutra'ya ("Elmas Kesen") bakalım:

Bu bilgelik sayesinde, aydınlanmış öğrencilerin her aşırı arzuyu boyun eğdirmeleri mümkün olacaktır! İster yumurtadan çıkmış ister rahimde oluşmuş ister yumurtlamadan evrilmiş ister başkalaşımla üretilmiş olsun, formu olsun veya olmasın, zihinsel yetilere sahip olsun ya da olmasın, ister bazı konularda eksik doğmuş olsun ya da olmasın, tüm bu değişken varoluş koşulları içinde aşkın Nirvana kavramında kurtuluşu (mieh-tu) aramanızı rica ediyorum. Böylece, ölçülemez, sayısız ve sınırsız sezgiler dünyasından kurtulacaksınız ancak gerçekte, ondan kurtarılacak hiçbir canlı yaşamın olduğu dünya veya ondan kurtarılacak canlı varlıklar yoktur. Ve neden, Subhuti? Çünkü Bodhisattva-Mahasattva'ların zihinlerinde bir varlık, canlı benlik veya kişisel ego gibi keyfi fenomen kavramları varsa, bunlar Bodhisattva-Mahasattvalar olarak adlandırılmaya layık olmazdı… Bu nedenle varılan sonuç şudur: Kişisel veya bireysel özelliklere sahip olan her şey, tüm keyfi kavramlar ve tüm koşullayıcı faktörler, bir rüya, bir hayalet, bir balon, bir gölge, kaybolan bir çiy, bir şimşek çakması gibidir ve öyle de kabul edilmelidirler. Bölüm 3 ve 32

Bu Sutra, Çin, Japonya, Tibet ve diğer Budist ülkelerde kapsamlı bir şekilde okunur ve popüler değerlendirmede Saddharma-Pundarika ("Gerçeklik Yasasının Lotusu") ve ünlü Shau-Leng-Yan-Ching kadar yüksek bir değere sahiptir. (Veya Surangama- Sutra). Elmas Kesen Sutra orijinal olarak Sanskritçe yazılmıştır, ancak yazarı veya kompozisyon tarihi hakkında kesin bir bilgi yoktur. Sutra, altı yüz fasikülde ansiklopedik MahaprajnaParamita'nın Dokuzuncu Bölümünü oluşturur.

Zamanla Tibetçe, Çince, Moğolca ve Mançucaya çevrilmiştir. Çince başlığı Chin-kangching'di. Çince çevirisi, MS dördüncü yüzyılın sonlarında ve beşinci yüzyılın başlarında Budizm'in gelişebilmesi için Çin'de çalışan Keşmir'in yerlisi olan ve derin bilginliği ve ruhsal edinimi nedeniyle onun şu şekilde bilinmesine neden olan Kumarajiva'ya atfedilir. Budizm'in 'dört güneşinden' biri -chatur-suryaları, William Gemmel ve Rev. S. Beal gibi bu Sutra'nın Avrupa çevirilerinin temeli olmuştur. Ne yazık ki, ne bunlar ne de Max Muller'in çevirisi, Budist düşüncenin altında yatan incelikler ve Batılı bilim insanlarının anahtarlarını kaybettiği çeşitli teknik terimlerin ezoterik anlamları hakkında yeterli bir fikir vermez.

Metinden anlaşılacağı üzere; Sutra'nın özellikle "Nirvana'ya giden yola girmiş olanlar" ve "Budhik aydınlanma düzeyine ulaşmak" için çabalayanlar için tasarlandığı oldukça açıktır. Vajrachchhedika-Sutra, Paramitaların uygulamasıyla ilgili çok sayıda öğretiyi somutlaştırmanın yanı sıra, ana amacı olarak, tüm nesnel şeylerin, fenomenlerin ve fikirlerin gerçek dışı ve yanıltıcı olduğu, yalnızca kişinin kendi zihninin bir tezahürü olduğu öğretisinin aydınlatılmasına sahiptir ve Dharma'nın en yüksek kavramlarının, Tathagata’nın ve hatta kurtuluşun kendisinin bile zihin yapımı olduğunu ve bu nedenle bu kelimenin teknik anlamıyla "boş" olduğunu, çünkü insan anlayışının henüz özgürleşmediğini ve henüz içindeki Budha ile bir bütün haline gelmediğini belirtir. Tek gerçek özün zihnin özü olduğu- Teosofinin Budhi olarak adlandırdığı- derinden metafizik öğretinin ışığında bir yaşam tarzı öğretir; bunun arkasında, zihnin onun yalnızca bir yönü olduğu nihai bir ilke gizlidir.

Ezoterik eğitim ve öğretim yöntemlerinden habersiz olan bazı çevirmenler, Sutra'nın orijinal Sanskrit metninin "yapraklarının", metnin çok karışık olması ve temanın mantıksal gelişiminin kolayca izlenememesi nedeniyle, geçmişte bir zamanda veya başka bir zaman diliminde yerlerinin değiştirmiş olması gerektiğini iddia etmişlerdir. Bu bağlamda, bazı Çinli bilginlerin, sözde "mantıksal karışıklığın", önce merkezi öğretiyi, doktrinin ana hatlarını sunmaktan ibaret olan eski öğretim yöntemini akılda tutarak çok daha iyi açıklanabileceğini not etmek ilginçtir ve ancak o zaman arka planı ve ayrıntılara ait düşünceleri doldurarak ve övülen beyin-zihin yöntemlerine karşı mükemmel bir kayıtsızlıkla "mantıksal dizilim" ortaya çıkabilir. Yukarıda alıntılanan pasajda Çince mieh-tu terimine özel bir ilgi vardır. Kurtuluş veya salıverilme anlamına gelir; çünkü mieh kaybolma veya yok olma anlamına gelirken ve bu nedenle Nirvana teriminde olduğu gibi Oryantalistler tarafından kolayca yok olma anlamında yanlış yorumlanabilse de tu kelimesi 'güvenlik içinde karşıya geçmek' anlamına gelir ve bu nedenle Paramita terimi onunla bağlantılıdır. Çinli Budist, bu nedenle, kurtuluş için kullandığı teknik terimin yapısıyla, Oryantalistler arasında çok uzun süredir yaygın olan Nirvana ile ilgili hatalı anlayışı çürütmeye daha hazır görünmektedir.

 

[3] Aşağıdaki verilen paragraflar düşünceyi açıklayacaktır. Kurma-Purana'nın bir bölümünü oluşturan Isvara-Gita'dan:

Her şey bizden doğar, gerçekten burada (her şey) çözülür, Maya tarafından bağlanan maya-formları, çeşitli formlar meydana getirir. II 6

Bütünü (evreni) üretirim, evreni durmadan yok ederim, illüzyon yaratma gücüne sahibim, yine de kendim aldatıcıyım çünkü zamanla birleşmiş bir tanrısallıktır algılanan. III 22

Ben gerçekten Yok Ediciyim, Evrimin kendisiyim, Koruyucuyum. Maya gerçekten benimdir, dünyayı aldatan maya benim gücümdür. Gerçekten de benimki en üstün güçtür, bu bilgidir, böyle söylenir. Yoginlerin kalbindeki ben, mayanın yok olmasına neden olurum. IV 17-18

Bu tuzaklar maya için gerçekten sebeptir, denilir ki; Mulaprakriti (Kök-madde) — tezahür etmemiş (Avyakta), o güç bende mevcuttur.  VII 30

Svetasvatara-Upanishad'dan:

Kutsal şiirler, kurbanlar, törenler, kutsal törenler, geçmiş, gelecek ve Vedalar tarafından ilan edilenler —

İllüzyon O’ndan, yaratıcısından yansır, bütün bunları yansıtır ve onun içinde illüzyonla diğer her şey sınırlanır.

Kişi, Doğanın İllüzyon olduğunu ve Kudretli Lordun- İllüzyon Üreticisi olduğunu bilmelidir.

Bütün bu dünya, O'nun parçaları olan varlıklarla kaplıdır.  IV 9-10

Rig-Veda'dan:

O her forma uyar, o her formun içindedir; bu onun görülmesi gereken şeklidir. Indra, sihirli gücüyle (maya) birçok biçime girer; çünkü onun hizmetine yüz at tane at verilmiştir ve atlar onun boyunduruğu altındır. VI 47, 18

Bhagavad-Gita'dan:

Doğmamış, ölümsüz benlik (ben) olsam da tüm varlıkların efendisi olsam da yine de kendi doğal halimde kalırken, benlik yanılsaması yoluyla doğuyorum (veya: Kendi gücümle doğuyorum. (Atma-mayaya) IV 6

Ey Arjuna, bütün varlıkların Rabbi onların kalp bölgesinde ikamet eder. Maya (mistik gücü) ile (evrenin) motoruna ilave (sanki) edilmiş tüm varlıkları döndürür. — XVIII, 61

Bunun için, niteliklerin (gunaların) doğasına ilişkin ilahi mayamı aşmak zordur. Bu mayanın üstesinden gelenler, kendilerini bana teslim edenlerdir. VII 14

[4] Alaya, özellikle Kuzey Okullarında kullanılan bir Budist terimidir ve en yüksek akaşa, Anima Mundi veya kozmik ruhun zirvesi ile neredeyse aynıdır. Negatif ek “a” ve “li” fiili kökünden oluşan laya, çözünmeyi, kaybolmayı ifade eden Sanskrit bir bileşik kelimedir. Alaya, Mahayana okulunun yazılarında sıklıkla bulunan alaya-vijnana ile karıştırılmamalıdır. Budist okullarındaki Alaya ile burada bahsettiğimiz alaya aynı şey değildir. Budist anlamda Alaya, Mahabudhi veya kozmik Budhi olarak adlandırılabilir, aynı zamanda İkinci Kozmik Logos anlamında alaya ise bir kap, bir mesken anlamına gelir ve genellikle mistik bilgelik ve bilgi hazinesi için kullanılır. Vijnana, ayırt edici düşünce veya muhakeme gücü anlamına gelir.

İnsan yapısında alaya-vijnana, insan egosunun enkarnasyonlarının her birinde topladığı tüm entelektüel ve ruhsal deneyimlerin deposu olan reenkarne olan egoya veya daha yüksek manalara karşılık gelir. Bu nedenle, insanın Spiritüel doğasına ait birikmiş bilgeliğin yeridir ve bir anlamda hem gelecekteki evriminin hedefi hem de içerdiği kaderin karmik tohumları nedeniyle yeniden cisimleşmelerin üreticisidir. Alaya-vijnana, Vedanta'nın vijnanamaya-kosa'sı ile neredeyse aynıdır, kelimenin tam anlamıyla düşünce kılıfıdır ve en yüksek veya anandamaya-kosa'nın yanındadır, bilinçli mutluluk kılıfıdır, bu sonuncusu Budhiye karşılık gelir; Atman ise çok boyutlu insan varlığının zirvesidir.

Vijñānamayakośa veya basitçe Vijñānamaya, "bilme halinin kılıfına ya da bedenine" atıfta bulunur ve ruhun çeşitli düzlemlerde veya varoluş seviyelerinde eş zamanlı olarak işlev gördüğü beş felsefi kosadan ("kılıflar") birini temsil eder. —Vijñānamayakośa zihinsel veya bilişsel-sezgisel kılıftır. Yüksek düşüncenin, vijñāna'nın—anlayış, bilme, doğrudan biliş, bilgelik, sezgi ve yaratıcılığın— aracıdır. ÇN

[5] 'Boşluk' kavramını tanımlamanın on sekiz yolu (bkz. Essays in Zen Budhism (Üçüncü Seri), D. T. Suzuki, s. 128, 222-8):

AdhyAtma-Sunyata- altı vijnana veya bilinç anlamına gelen içsel şeylerin boşluğundan dolayı psikolojik faaliyetlerimiz herhangi bir kalıcılıktan yoksun olarak görülmektedir.

Bahirdha-Sunyata- dışsal şeylerin boşluğu, bununla altı bilincin nesneleri kastedilir, bu nesnelerin boş olduğu söylenir çünkü vizyon sahibi zihnimiz arkalarındaki gerçeği anlamaz. AdhyAtma-bahirdha-Sunyata- içsel ve dışsal şeylerin boşluğu, yani iç ve dış kavramların ayrımının bile kendi içinde bir gerçekliği yoktur ve her an tersine çevrilebilir; bu göreliliğe boşluk denir.

Sunyata-Sunyata- boşluğun boşluğu. Boşluk fikrinin kendisinin de bir gerçekliği yoktur ve nesnel olarak ulaşılabilir değildir.

Maha-Sunyata- uzayın gerçek dışılığına atıfta bulunan, uzayın ve konumu olan nesnelerin bir kabı olarak kabul edilen ve her şeyin bilinçli ve tözsel bütünlüğü olarak Uzayın ezoterik önemine işaret eden büyük boşluk.

Paramartha-Sunyata- nihai gerçeğin boşluğu. Nihai hakikat, şeylerin gerçek varlığı, onların üstlendikleri herhangi bir geçici öznel formdan ayrı olarak, gerçekten içinde bulundukları durum anlamına gelir. Şeyin bu hali, her ne kadar öyle olduğu halde, bütün sıfatları dışladığı için hiçbir şekilde tarif edilemez; dolayısıyla insan açısından boş olduğu söylenir. Samskrita-Sunyata- nedensel koşullar nedeniyle var olan bileşik şeylerin boşluğu.

Asamskrita-Sunyata- nedenselliğe tabi olmayan şeylerin boşluğu (örneğin, Uzayın kendisi). Bu ikisinden ilki, dış ve iç her şeyin boş, gerçek dışı olduğu gerçeğini tekrar kabul eder. Asamskrita, yalnızca samskrita ile zıt oldukları için zihinde var olur. İkincinin gerçek dışılığı, birincisinin boşluğunu oluşturur.

Atyanta-Sunyata- nihai boşluk, tüm nesnel şeylerin koşulsuz gerçek dışılığını, olası herhangi bir niteleğinin veya nedensel bağımlılığın ötesini vurgulayan ve mayanın ilk perdesinin bile, biz insanlar için Spiritüel ve uzun süreli olmasına rağmen, yine de Mayavari olduğunu belirtir, çünkü bir perde olarak o, içinden çıktığı ebedi öz değildir.

Anavaragra-Sunyata- ilksel başlangıcın boşluğu. Varlığın başlangıçsız olduğu söylendiğinde akıl, başlangıçsızlık fikrine başlı başına var olan bir şeymiş gibi takılır; bu nedenle, bu zihinsel sınırlamayı ortadan kaldırmak için boşluk vurgulanır,

Anavakara-Sunyata- ister görünür ister görünmez ister fiziksel ister zihinsel olsun, tüm nesnel şeylerin bileşik doğası üzerinde özel bir etkiye sahip olan dağılma veya farklılaşma boşluğu.

Prakrita-Sunyata- hiçbir varlıkta veya şeyde tamamen bağımsız, tek başına, kendi kendine oluşan birincil veya mutlak doğa olarak adlandırılabilecek herhangi bir şeyin olmadığı gerçeğine işaret eden birincil veya mutlak doğanın boşluğu. Svalakshana-Sunyata- kendini göstermenin boşluğu; lakshana, herhangi bir bireysel varlığın, birincil doğasıyla ayrılmaz bir şekilde ilişkili, anlaşılabilir yönüdür. Örneğin ateş, ısısıyla anlaşılır; akışkanlığı yoluyla su, vb. Bu "öz-görünümleri” veya "öz-özelliklerin" boşluğundan kastedilen, herhangi bir özgül nesnenin kendisine ait olarak düşünülen şeylerin kalıcı ve indirgenemez özelliklere sahip olmadığıdır.

Sarvadharmasya-Sunyata- tüm duyu ve düşünce nesnelerinin boşluğu, tüm nesnel evrenin boşluğu. Tüm tanımlamalar süreksiz, göreceli ve fenomaneldir. Ebedi olan, mutluluk halinde olan, kendi kendini yöneten ve herhangi bir kirlilikten yoksun olarak İnsani Gerçeklik fikrimiz bile kendi içinde bir sınırlamadır ve bu nedenle Gerçek değildir.Anupalambha-Sunyata- kavrayamama veya ulaşılamazlığın boşluğu. Bu, Gerçekliğin göreceli bir düşüncenin nesnesi olmamasına, nesnel olarak kavranmasına ve dolayısıyla 'ulaşılabilir' olduğu söylenememesine rağmen, yine de Prajna aracılığıyla yaşanabileceğini ve doğrudan gerçekleştirilebileceğini ima eder.

Abhava-Sunyata- yokluğun boşluğu.

Swabhava-Sunyata- benliğin boşluğu.

Abhava-swabhava-Sunyata- öz-doğanın yokluğunun boşluğu. Bu üç terim, varlık ve yokluk gibi fikirlerin boşluğuna ve birbirleriyle olan karşıtlıklarının daha fazla boşluğuna işaret eder. Çünkü Gerçeklik bu ayrımın ötesindedir ve ondan bağımsızdır.

bottom of page